![]() |
|
|
FEATURES POETRY Chris Bachelder Reads from U.S.! Christopher Woods photo poem FICTION Thanksgiving on Death Row Death in photography GALLERY Q EDITOR'S NOTE CONTRIBUTORS ABOUT US PAST ISSUES SUBMISSIONS |
< back to Fiction Yaşamın Kıyısındaby Ayla BalBir akşamüstüydü, şehrin kalabalık sokakları akşama hazırlanıyordu. Şehir İstanbul’du ve bu kadar hızlı yaşayan şehrin kalabalığı korkutuyordu insanı. Bunca kalabalığın ortasında, bunca koşturmanın arasında sanki bir an duruversen kimse görmeyecek seni ve kalabalığın arasında kalacakmışsın gibi. Sanki bu koca şehirde bir insan kalabalığı vardı, birde sen. Sanki onların hepsi tek bir insanmış senin gibi ve kalabalığın içinde değilsen hep yalnızmışsın gibi. Kalabalığın içinde hissedebilsen kendini, kurtulacakmışsın yalnızlıktan, ama değilsin. Kalabalığın içinde değilsin. Bazen kalabalığın arasından bir yüz seçer insanlar daha önce karşılaşıp tanıştıkları bir yüz. Önce tanıdıkları yüzü hatırlamaya çalışırlar ve isimler gelir akıllarına. Birinin eli uzanır diğerinin eline, yüzler gülümseyerek karşılaşırlar. Sense, insanların karşılaşmalarını izliyorsun, karşılaşanlar el sıkışıyor, ellerine bakıyorsun, evet ellerin var senin, ama kimse uzatmıyor elini sana. İsmini hatırlamaya çalışıyorsun, evet bir ismin var senin ama kimse hatırlamak için yüzüne bakmıyor. Evden kaçtığı günde, ta Eskişehir’den buraya geldiği ilk gün koca şehirde, İstanbul’da, boğulacak gibi olmuş buraya kaçmıştı. Annesinden sonra sığındığı tek yer burasıydı. Belki annesi gibi görüyordu burayı ve yıkık halini görmesini istemiyordu. Kendini o noktaya geri dönmüş gibi hissediyordu. Evden kaçtığı o gün burada başlamıştı o yüzyıllar süren çirkin hayata ve şimdi bura da temiz bir hayata başlayacaktı. Temiz yüzlü bir karısı ve çocukları olacaktı. Pazar günleri beraber gezmeye gideceklerdi. Etrafta ‘baba’ diye koşturan çocukları olacaktı. Tatil günlerinde onlara bisiklet sürmeyi öğretecekti. Tabi önce kendisinin öğrenmesi gerekiyordu. Aklına babasından yediği ilk dayak geldi. Komşunun şımarık oğlunun bisikletini çalmıştı, on yaşındaydı yani bundan dokuz yıl önceydi. Ama bugünden sonra her şey bitiyordu işte. Yavaş yavaş rayların üzerinde yürüyordu. Birden ayağı kaydı ve yere düştü. Ama ayağa kalkmaya çalışmadı. Öylece uzanıp kaldı rayların üzerinde. Çünkü artık emindi, her şey güzel olacaktı. Uzaktan bir gürültü duydu. Dedim ya iyi şeylerin olacağına emindi. Askerde olduğunu ve uzaktan seslenenin çavuşu olduğunu düşündü. Babası anlatırdı askerlerin sert olduğunu. Başını çevirip yana baktı ona doğru bir tren geliyordu. Göz kapaklarının üzerinde taşıyamayacağı kadar ağır bir yük vardı sanki. Kapattı gözlerini hiç bir korku hissetmeden. Yatağında olduğunu düşündü. Şimdi uyuyacaktı ve artık korkmayacaktı rüyalardan, çünkü artık umutluydu sabah her şey daha iyi olacaktı. Şimdi uyuyacaktı ve sabah uyanacaktı yeni biri olarak. Sabah bir kaç polis geldi tren yoluna sonra da sokak çocukları. Adı neydi’ dedi bir polis. Çocuklardan biri ‘ Ali’ dedi sessizce. Sonra gazeteciler geldi, içlerinden biri tanıyordu Ali'yi ve ’ çok kararlıydı, kendine yeni bir yaşam kuracaktı artık, askere gideceğini söylüyordu' dedi. Ekim -1998 |